Pi Tarihi Çemberin Merkezine Yolculuk
İnsan, zamanı önünde uzayıp giden, geçmişi arkada bırakıp geleceğe doğru koşan düz bir çizgi sanma yanılgısıyla maluldür. Oysa bu doğrusal yanılsama, bilimin göğe, basiretin ise yeryüzüne baktığı o ilk büyük kırılmada geçerliliğini yitirir. Zaman, uçsuz bucaksız bir çöldeki yıkıntı şehirlerin üzerinde esen rüzgâr gibi döngüseldir; o, bir pergelin sabit ayağı etrafında dönen kusursuz bir çemberdir. Ve bu çemberin her bir yayında, her bir koordinatında fısıldayan tek bir matematiksel ve metafiziksel hakikat vardır: π (Pi).
İzohips Katmanlarında Zamanın Ritmi
Zamanı anlamak, coğrafyadaki o iç içe geçmiş izohips (eş yükselti) eğrilerine bakmak gibidir. Bir dağın doruğuna doğru ilerledikçe çemberler daralır, rakamlar büyür; her bir halka kendi seviyesinde bir bütündür ama asla bir diğerini kesmez. Evren de bu iç içe geçmiş zaman halkalarıyla örülüdür.
- En içteki küçük halka, gece ile gündüzün o amansız yirmi dört saatlik dansıdır.
- Bir üstteki halka, yazın sıcağı ile kışın beyazını doğuran mevsimlerin yıllık dönüşüdür.
- Daha geniş bir katmanda ise medeniyetlerin yükselişi, Sümerlerin o toprağın altından çıkan zarif altın bilezikleri, katedrallerin neflerine işlenmiş zeytin yaprağı detayları ve nihayetinde o ihtişamın kendi küllerine döndüğü "yıkıntı şehirler" yer alır.
Biz bu döngüsel düzende, doğrusal tarihin sınırlarını aşan o en geniş halkaya "Pi Tarihi" deriz. Ejderhaların ve devasa sürüngenlerin gökyüzünü kapladığı o kadim vahşet çağı ile insanın toprağa ilk niyetini bıraktığı yazı öncesi dönem, bu büyük halkanın üzerindeki komşu duraklardır. Yazı, insanın frekans tabanlı o saf, telepatik ve hücresel hafızasını kaybedip sadece fiziksel gözle görmeye başladığı çağın bir koltuk değneğidir. Oysa Pi tarihinde bilgi, torunların özüne bir kütüphane gibi doğrudan rezonansla aktarılıyordu. İnsan, o devasa yaratıklarla kaçarak değil; aklın, sesin ve coğrafyanın geometrisini kullanarak, onları doğanın ritmiyle sakinleştirerek savaşıyordu.
Başını Yeryüzüne İndirenin Göğü
İnsanoğlu gökyüzünü yüzyıllardır farklı dillerle okudu; kimi sözel mitlerle hikâyeleştirdi, kimi simyanın basiretiyle ruhunu aradı, kimi de bugünün fenni gözüyle kimyaya ve sayılara döktü. Ancak evrende kendi merkezimizi bulmak için yaptığımız bu kozmolojik yürüyüşte unutulan büyük sır şudur: Uzayda bir gök kapısı yoktur. Gök kapısı, ancak başını kibirle yukarı kaldırmayı bırakıp merakla yeryüzüne, toprağa indirene açılır. Çünkü üzerine bastığımız bu dünya küresi, zaten altı ve üstü uçsuz bucaksız olan o uzay boşluğunun içinde Pi frekansıyla dönen kozmik bir gemidir. Toprak dediğimiz şey, milyarlarca yıl önce sönen yıldızların küllerinden (yıldız tozundan) başka bir şey değildir. Dolayısıyla, toprağa merakla bakan bir göz, aslında uzayın kalbine bakmaktadır.
Sfenks’in gövdesindeki dikey su aşınmaları, onun kurak Mısır’dan binlerce yıl önce, tropikal yağmurların yağdığı o bilinmeyen Pi tarihinde yapıldığını fısıldar. Piramitlerin Orion yıldızlarıyla milimetrik hizalanması ve çevrelerinin yüksekliğine oranının bize π sayısını vermesi, geçmişin ilkel değil; doğa, ses ve geometriyle maddeye hükmeden yüksek bir akla sahip olduğunu gösterir. Onlar, yukarıdaki kozmik Pi'nin şifresini yeryüzünde taşa kilitlemişlerdi.
Madalyonun İki Yüzü ve Çözülemeyenin Kıymeti
İnsanın kendisi de düz değildir; dış tenimiz ovaldir, gözbebeğimiz yuvarlaktır, hücrelerimiz döngüseldir. Biz de zaman gibi aynı dönemeçleri tekerrür ederiz. Karşımıza çıkan her bir yaşam sınavı, o büyük Çizer’in bize fısıltısıdır: "Bu dönemeci atlayamadın, bu şekliyle karşında bir daha dene." İşte bu yüzden, üç boyutlu dünyada x, y, z değişkenlerinden ikisini sabitleyip üçüncüyü bulmaya çalışan rasyonel akıl, iş Pi tarihini kesin olarak bulmaya geldiğinde çaresiz kalır. Çünkü Pi, virgülden sonra sonsuza uzanan, kendini asla tekrar etmeyen o muazzam kozmik akıştır.
Bu dünyada sormak ve aramak, her zaman yanıttan daha değerlidir. İnsan aklı "metafizik" deyip çözemediği şey, var olmayan değil; varlığı apaçık ortada olan ama sonlu kelimelerin kafesine sığmayan o sonsuz bütünlüktür. Adını ancak o denklemi kuranın bildiği bu büyük düzende, çözememek insanı aciz kılmaz; aksine ona varoluş karşısında muazzam bir kıymet ve saygı kazandırır.
Hamiye GÜL
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu