Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Düşüncenin Söz Masası

Düşüncenin Söz Masası

İnsan, aynı fikirde olmadığı bir düşünceyi dinleyebilir mi? Daha doğrusu, dinlediği her düşünceyle aynı fikirde olmak zorunda mıdır?


Bir düşünceyi dinlemekle onu benimsemek arasındaki mesafe, insanın kendi iradesiyle kurduğu ilişkinin de göstergesidir. Çünkü dinlemek bir kabul beyanı olmadığı gibi, farklı düşünmek de karşısındakini reddetmek anlamına gelmez. Buna rağmen düşüncelerin karşılaştığı yerde, çoğu zaman fikirlerden önce taraflar belirlenir. İnsanlar söylenenin ne olduğundan çok, kimin söylediğine; düşüncenin taşıdığı anlamdan çok, kendilerinde uyandırdığı duyguya yönelir.


Oysa düşünce, dile geldiği anda yalnızca sahibinin zihninde var olan bir yapı olmaktan çıkar. Başka zihinlerle karşılaşır, itirazlarla sınanır, benzerlikler ve karşıtlıklar arasında yeniden biçimlenme imkânı bulur. Bir düşüncenin gelişmesi, yalnızca kendi doğrularını tekrar etmesine değil, farklı düşüncelerle karşılaşabilmesine de bağlıdır.


İnsan, kendi düşüncesini ne kadar sağlam bulursa bulsun, görmediği bir pencerenin varlığından haberdar olmayabilir. Başka bir bakış açısı, mevcut düşüncesini değiştirmese bile ona yeni bir boyut kazandırabilir. Belki de insan yine kendi fikrinde haklıdır; fakat artık haklı olduğunu düşündüğü yere daha geniş bir alandan bakmaktadır. Bazen değişen düşünce değil, düşüncenin görüş alanıdır.


Bu nedenle fikir alışverişini yalnızca haklılık ve haksızlık üzerinden değerlendirmek, düşüncenin imkânlarını daraltır. Her karşılaşmanın bir kazananı, her itirazın bir kaybedeni olmak zorunda değildir. Bir düşüncenin karşısında durmak, onun sahibine karşı durmak değildir. Fikirlerin sınanmasıyla kişilerin yargılanması birbirine karıştırıldığında, düşünce alışverişi yerini kişisel savunmalara bırakır.


İnsanın psikolojik eğilimleri de bu ayrımın kurulmasını güçleştirebilir. Farklı bir görüş, kimi zaman yalnızca yeni bir bilgi olarak değil, kişinin benimsediği değerlere, aidiyetlerine ve kendisi hakkındaki algısına yönelmiş bir tehdit gibi karşılanabilir. Böylece düşünceye verilen cevap, düşüncenin içeriğinden uzaklaşarak onu dile getiren kişiye yönelir. Etiketler belirir, niyetler okunur, henüz söylenmemiş sözlere anlamlar yüklenir.


Oysa bir insanın ne düşündüğünü anlamaya çalışmakla, onun nasıl biri olduğuna karar vermek aynı şey değildir. Üstelik bir düşüncenin kişide uyandırdığı rahatsızlık, o düşüncenin mutlaka yanlış olduğunu göstermez; aynı şekilde, bir düşüncenin kişiye hoş gelmesi de onun doğruluğunu kanıtlamaz. Düşüncenin kendi süzgecinden geçmesi gerekir. Bu süzgeç, yalnızca başkasının sözlerini değil, insanın kendi kabullerini de kapsamalıdır.


Meselenin sosyolojik tarafı burada belirginleşir. Farklı fikirlerin hoş karşılanmadığı, itirazın sadakatsizlik ya da nezaketsizlik sayıldığı ortamlarda insanlar düşüncelerini dile getirmekten kaçınabilir. Zamanla sessizlik, uzlaşma sanılır; itirazın yokluğu, fikir birliği olarak yorumlanır. Oysa herkesin sustuğu bir ortamda düşüncelerin geliştiği değil, farklılıkların görünmez hâle geldiği söylenebilir.


Düşünce özgürlüğü yalnızca insanın kendi fikrini açıklayabilmesiyle sınırlı değildir. Karşısındakinin farklı bir fikir açıklayabilmesine de alan tanımayı gerektirir. Bu alan, her düşüncenin doğru kabul edildiği ya da her davranışın hoş görüldüğü bir sınırsızlık değildir. Hakaretle düşünceyi, baskıyla itirazı, kişiye saldırıyla fikre karşı çıkmayı birbirinden ayırabilmektir. Nezaket, düşüncenin üzerini örten bir örtü değil; farklılıkların konuşulabilmesini sağlayan bir zemindir.


Bununla birlikte nazikçe dinlemek, kendi düşüncesinden vazgeçmek anlamına gelmez. İnsan, karşısındakinin sözünü sonuna kadar dinleyebilir, hatta anlatılanlardan memnuniyet duyabilir; ardından bütünüyle farklı bir görüşü savunabilir. Bu durum bir çelişki değil, düşünceyle insan arasındaki ilişkinin sağlıklı kurulabildiğinin göstergesi olabilir. Çünkü bir fikre ilgi duymakla onu benimsemek, bir sohbetten keyif almakla o sohbetteki her düşünceye katılmak birbirinden farklıdır.


İletişimin niteliği de yalnızca insanların aynı noktada buluşmasıyla ölçülemez. Bazen birbirinden uzak iki düşünce, birbirini değiştirmeden de anlamaya yaklaşabilir. Her sohbet bir uzlaşmayla sonuçlanmak zorunda değildir. Taraflar, farklılıklarını koruyarak da söz masasından kalkabilir. Önemli olan, masadan kimin kazandığını ilan ederek değil, konuşmanın düşünmeye açtığı alanı fark ederek ayrılabilmektir.


Elbette iletişimin de sınırları vardır. Herkesi ikna etmek, herkes tarafından anlaşılmak ya da her tutuma aynı ölçüde karşılık vermek insanın yükümlülüğü değildir. Kişiye değil meseleye odaklanmak, gerektiğinde iletişimi sürdürmeyi; gerektiğinde de sınır koymayı mümkün kılar. Başkasının düşüncesine alan tanımak kadar, kendi iradesinin alanını korumak da önemlidir.


Burada ince bir ayrım ortaya çıkar: İnsan, kendi düşüncesini korumak adına başkasının sesini kısmak zorunda değildir; başkasının düşüncesine alan açmak adına kendi sesini de kısmak zorunda değildir. İki tarafın da var olabildiği bir iletişim, düşüncenin kişilik savaşına dönüşmesini önleyebilir.


Başkalarının bir insan hakkındaki değerlendirmeleri ise çoğu zaman onun ne söylediğinden çok, söylenenleri nasıl yorumladıklarını da yansıtır. Birinin farklı bulunması, kolay anlaşılmaması ya da belirli bir kalıba sığdırılamaması, tek başına olumlu ya da olumsuz bir hüküm oluşturmaz. İnsanların birbirlerini anlamlandırma biçimleri kendilerine aittir; bu anlamların tümünü yönetmeye çalışmak ise kişinin kendi düşüncesini ifade etme özgürlüğünü başkalarının onayına bağlayabilir.


Belki de düşünsel olgunluk, herkesin zihninde doğru bir yere yerleşmeye çalışmaktan değil, kendi düşüncesini dürüstçe ortaya koyarken başkasının düşünme hakkını da tanımaktan geçer. İnsan kendi kararlarına sahip çıkabilir, yanılabileceğini kabul edebilir, karşıt görüşleri dinleyebilir ve yine de kararını değiştirmeyebilir. Çünkü düşünceye açık olmak, kararsız olmak değildir. Kendinden emin olmak da kendini sorgulamaya kapalı olmak anlamına gelmez.


Bir düşüncenin gelişmesi için mutlaka karşıtına ihtiyacı olduğu söylenemez; ancak karşıt düşünceyle karşılaşabilmesi, kendi sınırlarını görmesine yardımcı olabilir. Bazen bir itiraz, bazen bir soru, bazen de yalnızca farklı bir bakış, insanın zihninde yeni bir alan açar. O alanın içinde eski düşünce korunabilir, dönüşebilir ya da yerini başka bir düşünceye bırakabilir. Her ihtimal, insanın düşünme özgürlüğünün parçasıdır.


Belki de asıl mesele, kimin haklı olduğundan önce, haklı olma arzusunun düşünme imkânını ortadan kaldırıp kaldırmadığıdır. Çünkü insan yalnızca başkalarının düşüncelerini değil, kendi düşüncelerini de yeniden değerlendirebildiği ölçüde zihinsel alanını genişletebilir.


Söz masasında herkesin aynı şeyi söylemesi mi gerekir, yoksa farklı düşüncelerin birbirini susturmadan var olabilmesi mi?


Belki de düşüncenin gerçek zenginliği, herkesin aynı kapıdan geçmesinde değil; farklı kapıların varlığını kabul edebilmektedir.


Aforizma


İnsan, kendi düşüncesini korurken başkasının düşüncesine de alan açabildiğinde, iletişim bir mücadele olmaktan çıkar; düşüncenin özgürce var olabildiği bir zemine dönüşür.


Hamiye GÜL

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Düşüncenin Söz Masası

Düşüncenin Söz Masası

Hamiye Gül Hamiye Gül