İnsanlık Geleceğini Nerede Yitiriyor
Bazen bir ezgi, insanı hiç tanımadığı çocukların dünyasına götürür. “A Vava Inouva” da böyle bir kapı aralar. Cezayir’in Kabiliye bölgesinden, Kabiliye Amazighlerinin (Berberilerin) dilinden yükselen bu şarkının sözleri Mohamed Benhamadouche (Ben Mohamed) tarafından yazılmış, bestesi ve yorumu Idir’e (Hamid Cheriet) ait olup 1973 yılında yayımlanmıştır.
Şarkının taşıdığı aile sıcaklığı, çocuklara anlatılan masallar ve kapının ardındaki canavar, bugün başka bir gerçekliğin karşısında duruyor. Çünkü dünyanın birçok yerinde çocuklar artık masallardaki canavarlardan değil, gerçek hayatın içindeki savaşlardan korkuyor.
Savaş, çocukların hayatına yalnızca silah sesleriyle girmiyor. Bir anda evlerini, okullarını, oyun alanlarını, arkadaşlarını ve alıştıkları dünyayı ellerinden alabiliyor. Kimi çocuk ailesinden koparılıyor, kimi annesini, babasını ya da kardeşini kaybediyor. Kimi yaralanıyor, kimi yaşamını yitiriyor. Hayatta kalanlarsa çoğu zaman çocukluklarını geride bırakıp hayatta kalmanın yollarını öğrenmek zorunda kalıyor.
Bir çocuğun oyun oynayacağı yerde sığınak araması, okul sıralarında öğrenmesi gereken yaşta yıkıntılar arasında güvenli bir yer bulmaya çalışması, geleceğe dair hayaller kuracağı yerde bir sonraki günü düşünmesi…
Savaşın çocuklardan aldıkları bunlarla da bitmiyor. Yetersiz beslenme, temiz suya ulaşamama, sağlık hizmetlerinden mahrum kalma; onların bedenlerini ve gelişimlerini tehdit ediyor. Okulların kapanması ya da yıkılması eğitim haklarını kesintiye uğratıyor. Yerinden edilmek, çocukları evlerinden, dillerinden, arkadaşlarından ve aidiyet duygularından uzaklaştırıyor. Yaşadıkları korku, kayıp ve güvensizlik ise çoğu zaman gözle görülmeyen yaralar bırakıyor.
Üstelik savaş sona erse bile çocuklar için her şey sona ermiyor. Yıkılmış evler yeniden yapılabilir, okullar onarılabilir, sokaklar yeniden kurulabilir. Fakat kaybedilen bir anne, baba, kardeş ya da çocukluk yılları geri getirilemez. Bir çocuğun belleğinde yer eden korku, barış ilan edildiğinde kendiliğinden silinmez. Savaşın görünmeyen yükü, çocuk büyüdüğünde de onunla birlikte yaşamaya devam edebilir.
Çocukların ölüm haberleri artık dünyanın gündelik akışında birer sayıya, görüntüye, kısa bir habere dönüşebiliyor. Oysa her sayı, yarım kalmış bir hayatı; her görüntü, bir ailenin eksilen dünyasını anlatıyor. Bir çocuğun adı, hayalleri, sevdiği oyunlar, öğrenmek istediği şeyler, büyüdüğünde olmak istediği kişi var. Bir ömür, daha başlamadan yarım kalıyor.
Savaşları başlatanlar yetişkinlerdir; kararları alanlar, silahları kuşananlar, sınırları ve çıkarları belirleyenler de… Çocukların bu kararların hiçbirinde söz hakkı yoktur. Ne savaşın nedenini seçerler ne de tarafını. Buna rağmen evlerinden, ailelerinden, güvenliklerinden, eğitimlerinden ve bazen yaşamlarından olurlar. Büyüklerin kurduğu çatışmaların bedelini, çoğu zaman hayatı henüz tanımaya başlayan çocuklar öder. Savaşın en ağır çelişkisi de burada değil midir? Savaşı başlatmayanların, onun sonuçlarıyla en savunmasız biçimde yüzleşmesi…
Canavarı masallarda aramak kolaydır. Peki, çocukların yaşamını tehdit eden, onların geleceğini ellerinden alan gerçek canavar nerede?
Canavar bazen ölümün kendisidir; bazen merhametin sustuğu, vicdanın geri çekildiği, insanın insana yaşattığı yıkımdır. İnsan, insani yanını kaybettiğinde kendi içindeki karanlığı da büyütebilir. Belki de asıl mesele, canavarı yalnızca dışarıda ararken içimizde hangi tarafı beslediğimizi hiç sorgulamamaktır…
Burada mesele birilerini suçlamak ya da bir tarafın sözcülüğünü yapmak değil. Hangi coğrafyada, hangi dilde, hangi ailede doğmuş olursa olsun her çocuğun yaşam hakkını insanlığın ortak meselesi olarak görebilmektir. Bir çocuğun acısı, başka bir çocuğun acısından daha az değerli olabilir mi?
Çocuk, yalnızca bir ailenin değil, insanlığın da geleceğidir. İnsan türü varlığını kuşaklar boyunca çocuklarla sürdürür. Her çocuk, henüz yaşanmamış bir zamanın, kurulmamış bir cümlenin, keşfedilmemiş bir dünyanın ihtimalini taşır. Bir çocuğun yaşamını, güvenini, eğitimini ve hayallerini yok etmek; yalnızca bugünden değil, insanlığın yarınından da eksiltmek değil midir?
İnsan, geleceğini çocuklarda sürdürürken kendi elleriyle o geleceği bitiriyor olabilir mi…
Çocukların korunması, yalnızca ailelerin ya da belirli toplumların sorumluluğu değildir. Bu, insan olmanın ortak sorumluluğudur. Bir çocuğun yaşama hakkı, hangi sınırın içinde doğduğuna, hangi dili konuştuğuna ya da hangi inanca sahip olduğuna göre değişebilir mi?
Çocuklar, insanlığın devamı için dünyaya gelirken insanlık kendi geleceğini yok etmek için mi yaşıyor…
Hamiye GÜL
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu