Kâinatın Unuttuğu İsim
Gece, göğsümün içinde eski bir şehir yıkıldı. Hiçbir duvar yere düşmedi, yalnızca pencerelerinden kuşlar değil, çocukluğumun duaları uçtu.
Bir kuyunun dibinde oturuyordum. Gökyüzü, suya eğilmiş yaşlı bir dervişti. Ay, yüzünü görmemek için bulutların arkasına saklanmıştı.
Parmaklarımda dokuz yüz doksan dokuz susuş, dilimde bir tek hece: Sen.
Söyledim. Hece, ağzımdan çıkmadı. Kaburgalarımın arasına oturup içimdeki bütün sandalyeleri boşalttı.
O sırada nefsim geldi; Üzerinde kendime benzeyen bir ceket, ceplerinde başkalarının alkışları, avuçlarında benim mezar taşım...
Nefsimi öldürmek istedim,
Meğer o, içimde yıllardır
Kendi cenazesini seyreden bir hükümdarmış.
Tahtını yıkmadım;
Tahtın altındaki aynayı kaldırdım.
Kendini göremeyince
Saltanatından vazgeçti.
Fenâ, insanın yok olması değilmiş;
Kendi adının evrende kapladığı yeri
Biraz küçültmesiymiş.
Ben küçüldükçe
Gökyüzü içime sığmaya başladı.
Ardından bir karınca geçti. Sırtında küçücük bir ekmek kırıntısı, ayağının altında koca bir dünya. Eğildim. Secdeyle arasındaki mesafeyi bir ömrün uzunluğunda gördüm.
Uzakta bir yetim ağladı. Sesini kimse duymadı. Ama göğün yedinci katında bir yıldız yerinden söküldü.
Ben o gece ellerimi göğe kaldırmadım. Ellerimden önce yüreğim diz çökmüştü.
Sabahın ilk ışığında göğsümdeki şehirden bir sokak kaldı. Sokağın sonunda eski bir kapı, kapının üzerinde ismim yok.
Vurdum.
İçeriden ses gelmedi.
Bir daha vurdum.
Bu kez içimdeki bütün kapılar açıldı. Bir odada çocukluğum, bir odada günahlarım, bir odada hiç kimseye anlatmadığım o keder...
En son odaya girdim. Bir kandil yanmıyordu. Bir seccade serili değildi. Bir tesbih, bir rahle, bir kitap yoktu.
Yalnızca sessizlik.
Sessizliğin tam ortasında benim yıllardır aradığım ama kendime bile söyleyemediğim o tarifsiz boşluk...
Dizlerim çözüldü.
Dışarıda güneş doğarken içimde bir adam öldü. Cenazesine kimse gelmedi. Tabutunu kendi gururu taşıdı.
Mezarıma bir taş dikmediler. Üzerine yazılacak bir isim kalmamıştı.
Şimdi bir rüzgâr geçiyor içimden. Nereden geldiğini bilmiyorum. Ama geçtiği yerde benim izlerim siliniyor.
Bir tek karanlık kalıyor geriye; geceye ait olmayan, ışığa da benzemeyen...
Ben, ilk defa hiçbir şey istemeden avuçlarımı açıyorum.
Kâinat dönüyor. Yıldızlar yerlerinde. Deniz kendi kıyısında.
Yalnız ben yokum artık kendimle aramda.
Bir damla düşüyor kuyunun dibine.
Su titriyor.
Ay, ilk kez kendi yüzünü tanımıyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu