Hoşafın Yağı Neden Kesildi I Bölüm İnsan Yağı Mafsal Ağrılarına İyi Gelir
HOŞAFIN YAĞI NEDEN KESİLDİ?-I.BÖLÜM-İNSAN YAĞI MAFSAL AĞRILARINA İYİ GELİR
Efendim benim bile ‘’ Yok, deli değildi sara hastasıydı, fazla asabiydi ‘’ dediğim Sultan İbrahim aslında hiç de normal biri değildi. Nitekim saltanatının son yıllarında bir gece vakti aniden aklına nereden estiyse sekiz kız kardeşinin birden odalarını samur kürk kaplatmak istedi. Peki bu kutsal görevi(!) kim yerine getirebilirdi?
Bu kutsal görevi bir İstanbul gezisi sırasında bir at arabasının önünden geçmesi sebebiyle sinirlenip hemen idam ettirdiği Nevesinli Salih Paşa’nın yerine sadrazamlığa getirdiği Tezkereci Ahmet Paşa yerine getirirdi.
Tezkereci Ahmet Paşa emri alır alır almaz bu kürk masraflarını karşılamak üzere iki vergi birden koydu: 1- Kürk vergisi 2- Amber vergisi.
Daha başka saçmasapan vergilerle zaten anası ağlamış olan halk ve yeniçeriler ( ki onlar da bu kürk ve amber vergisini vereceklerdi ) bu yeni vergiler karşısında iyice çileden çıktılar. Hatta Girit Seferinden dönen yeniçeri Ağası Kara Murad Ağa kendisinden samur ve amber vergisi istemeye gelen memuru ‘’Ben Girit'ten geldim. İnce perdah barut ve yağlı kurşundan gayri nesnem yoktur. Samur ve amberin adını biz elden işitiriz, görmemişiz!’’ Diye kovdu ve sonrasında artık bir isyanın gelmekte olduğu anlaşıldı.
Sadrazam Tezkereci Ahmet Paşa ayrıca Girit’te Osmanlı Devletinin karşı karşıya olduğu perişanlığı hatta Venediklilerin Çanakkale Boğazını ablukaya aldıklarını bile padişahtan gizlemiş, dahası Girit’te süren savaş hakkında sarayda ve saray dışında konuşulmasını yasaklamış, kendisini tamamen padişah İbrahim’in çılgın isteklerini yerine getirmeye adamıştı.
Nitekim çok geçmedi 7 Ağustos 1648’de Ulema sınıfı ve Yeniçeriler Fatih Camiinde toplandılar. Önce Sofu Mehmet Paşa’yı sadrazam ilan ettiler. Durumu haber alan Padişah İbrahim ‘’ Tamam’’ dedi ‘’ Madem öyle istiyorsunuz Sofu Mehmed Paşanın sadrazamlığını onaylıyorum’’
Sofu Mehmed Paşa yeni sadrazam olmuştu ama sadaret mührü halen Tezkereci Ahmet Paşadaydı ve onu bulamıyorlardı.
Derken Tezkereci Ahmet Paşa bulundu ve yeni sadrazam Sofu Mehmed Paşanın huzuruna getirildi. Yeni sadrazamın ‘’ Gebertin ‘’ emriyle de boğularak öldürüldü.
Evet, Tezkereci Ahmet Paşa, yaptığı melanetlerin bedelini canıyla ödemişti ama çilesi bu kadarla sınırlı kalmadı.
Şimdi denilebilir ki: ‘’ Hocam ! Adam ölmüş gitmiş. Daha ne çilesi? ‘’
Anlatayım:
Tezkereci Ahmet Paşa öldürüldükten sonra Evliya Çelebi'nin anlatımına göre çırılçıplak bir çınar ağacının altına çekildi cesedi, Sultanahmet meydanında. Tam o anda birileri bağırdı ‘’ Şehm-i ademi vecai mefaşika deva (mafsal ağrılarına iyi gelmektedir)"
Neydi mafsal ağrılarına iyi gelen?
Söylentiye göre çok şişman adamların etlerinin yağları mafsal ağrılarına iyi geliyordu. Tezkereci Ahmet Paşa da oldukça şişman bir adamdı. İşte bu sebeple bıçağı kapan Tezkereci Ahmet Paşanın cesedinden bir parça kopararak adamı bin parçaya ayırdılar adeta. Nitekim daha sonra ondan hiç kimse Tezkereci Ahmet Paşa diye bahsetmedi. O artık Hezarpare Ahmet Paşaydı. ( Bin Parça Ahmet Paşa )
Peki bu anlattıklarımın hoşafın yağı hikayesi ile ne alakası var?
Oraya da geleceğim az sabır.
İsyancılar daha sonra saraya da yürüdüler ve ertesi gün ( 8 Ağustos 1648 ) Padişah İbrahim’i tahttan indirdiler, on gün sonra da ( 18 Ağustos 1648 ) boğarak öldürdüler.
Sultan İbrahim’in öldürülmesiyle tahta yedi yaşındaki oğlu Mehmed geçmişti ama söylemeye hacet yok devleti Mehmed değil saray kadınları ve harem ağaları yönetiyordu. O sebeple de Sofu Mehmet Paşa çok kısa sürede sadrazamlıktan ayrıldı.
Sofu Mehmed’den sonra 1649- 20 Haziran 1652 Tarihleri arasında yani üç senede dört sadrazam daha geldi geçti. Bu arada padişah IV. Mehmed’in annesi Hatice Turhan Sultan kara kara düşünüyordu ‘’ Sadaret makamına kimi getireyim ki şu batmakta olan İmparatorluğu derlesin toparlasın? ‘’ ( Bunu neden padişah düşünmüyordu? Düşünmüyordu çünkü henüz 11 yaşındaydı 1652 Yılı itibariyle )
Derken Anadolu Kazaskeri Hocazade Mesut Efendinin tavsiyesine uyan Hatice Turhan Sultan, Selanik Sancağı Valisi Tarhuncu Ahmet Paşa’yı sadrazam yapmaya karar verdi.
Tarhuncu Ahmet Paşa, bir süre kethüdalığını yaptığı Tezkereci Ahmet Paşanın başına gelenleri çok iyi bildiğinden önce hiç istemedi sadrazam olmayı. Çünkü Osmanlıya padişah olmak bile artık kelleyi koltuğa almak demekti. Sadrazamlar ise bozuk para gibi harcanıyordu. İşin garibi de en az %50 ihtimalle öldürülmek gibi bir akıbet kesin olduğu halde paşalar, sadrazam olmak için olmadık ayak oyunları yapıyorlardı. Fakat?
Fakat Tarhuncu Ahmet Paşa, valide Hatice Turhan Sultan’a sadrazam olmak için bir takım şartlar ileri sürdü. ( Ki ileride Köprülü Mehmet Paşa da bazı şartlar sürerek kabul etmiştir sadrazamlığı ) Hatice Turhan Sultan ‘’ Tamam ‘’ deyince sadaret mührü Gürcü Mehmet Paşa’dan alınıp Tarhuncu Ahmet Paşaya verildi.
20 Haziran 1652’de sadrazam olan Tarhuncu Ahmet Paşa Osmanlı Devletinin içine düştüğü feci durumu görüyordu ama sadrazam olduktan sonra çok daha yakından gördü. En üst makamlardaki vezirlerden tut da en alt makamlardaki yeniçeri neferlerine kadar aşağı yukarı herkes ‘’ Devlet malı deniz, yemeyen domuz.’’ Anlayışıyla ve çok ileride Tevfik Fikret’in dediği gibi çatlayıncaya, patlayıncaya, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyordu.
Fuzuli’nin ‘’ Selam verdim rüşvet değildir deyu almadılar ‘’ sözü Kanuni dönemi için ne kadar geçerliydi bilemem ama bu dönem tam anlamıyla böyle bir dönemdi.
Haram öyle bir illetti ki nasıl ki bir vücuda girerse o vücudu helak eder, aynı şekilde devletin bünyesine girmişti ve devleti helak ediyordu. İşte bu duruma bir son vermek gerekiyordu.
İyi de nasıl?
Hem tüm bu anlattıklarımın hoşafın yağının kesilmesiyle alakası ne?
Gelecek bölümde açıklayacağım inşallah.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 8
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu